• ALTIN (TL/GR)
    446,85
    % -0,58
  • AMERIKAN DOLARI
    7,8618
    % 0,48
  • € EURO
    9,4360
    % 0,56
  • £ POUND
    10,5131
    % 0,82
  • ¥ YUAN
    1,1923
    % 0,29
  • РУБ RUBLE
    0,1036
    % 0,72
  • BITCOIN
    145739,696
    % 4,32
  • BIST 100
    1.328,73
    % -1,02

Sanat mı, Patlamış Mısır mı?

Geçtiğimiz pazartesi günü haber ajansları şu son dakika haberini geçtiler:

 

“Yapımcı ve oyuncusu Yılmaz Erdoğan, sinema işletmeleriyle yaşadığı sorun nedeniyle ‘Organize İşler 2: Sazan’ filminin vizyon tarihini erteledi.” Ardından çok sayıda sanatçı ve yapımcı Erdoğan’ı destekler açıklamalarda bulundu.

 

Peki ne oldu da filmin vizyon tarihi ertelendi?

 

Haber akışı incelendiğinde yapımcılar ile sinema işletmeleri arasında yapımcıların aldıkları pay ile bilet fiyatları nedeniyle bir kriz yaşandığı anlaşılıyor.

 

Taraflar kim?

 

Taraflar kısaca, Mars Cinema Group ve bu şirkete ‘Bilet ücretlerine zam yapıyorsunuz, bizim paylarımız aynı kalıyor. Adalet istiyoruz.’ ve ‘Patlamış mısırlı kampanyalı bilet satmanızı istemiyoruz’ diyen yapımcılar. Bu yapımcılar arasında Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Şahan Gökbakar gibi çok ünlü isimler var.

 

Mesele şöyle ayyuka çıktı: İlk önce Yılmaz Erdoğan ile Necati Akpınar’ın dile getirdiği sinema biletlerinin işletmeciler marifetiyle patlamış mısır promosyonuyla satılması sorunu gündeme geldi. Karşılıklı açıklamalar ise ortalığı birbirine kattı.

 

30 aralık pazar günü Yılmaz Erdoğan, yaşanan sorun çözülmediği takdirde geri adım atmayacağını (filmi vizyona sokmayacağını) söyledi.

 

Aynı gün Mars Cinema Group Kurumsal İlişkiler ve Uyum Direktörü Aslı Irmak Acar, kampanyalı bilet uygulamasından vazgeçmeyeceklerini açıkladı. Bu yazının yazıldığı saatlerde işletmeci taraf “Yeni Cem Yılmaz’lar çıkar.” bile dedi. Düello Twitter’da karşılıklı açıklamalarla devam ediyor.

 

Sıra Para Takipçisi’nde…

 

Kaynak: BoxOffice, tablo bana ait.

 

2005 yılında Türkiye sinemalarında yılda 355 film gösterime girerken bu sayı sadece 13 yıl sonra neredeyse 2 katına çıkmış: 633 film; 219’si yerli, 414’ü yabancı. Bu artış güzel ama sorun şurada, her hafta vizyona giren yeni film sayısı 2005’de yaklaşık 1 iken bu yıl 6 olmuş.

 

Bazı filmlerin 4-5 hafta, bazen daha uzun sürelerde gösterimde kaldığını da düşünün. Örneğin “Recep İvedik 5” 12 haftadan daha uzun süre gösterimde kalmıştı. Bu durumda kendinize nasıl yer bulacaksınız? Sonuçta pasta sürekli büyümüyor, önemli olan sizin ne kadar pay alabileceğiniz. İşte bu noktada devreye karmaşık ilişkiler ve para giriyor, mevcut işletmeci-yapımcı arasındaki sorunun temeli de bu.

 

Peki pasta ne kadar büyük?

 

BoxOffice verilerini temel alarak ile hazırladığım tablo

 

Pasta kabaca 1 milyar TL.lik denebilir. Diğer rakamlara da bir göz atalım.

 

Bu sene bir önceki yıla göre toplam seyirci yüzde 4, film başına hasılat yüzde 10 düşmüş. 

 

Öte yandan toplam hasılat bir sene önceye göre yüzde 1 büyümüş. Seyirci sayısının azaldığı, film başı hasılatın düştüğü noktada sektör az da olsa nasıl büyür? Cevabı son satırda: Bilet fiyatları yüzde 5 artmış. Resmî enflasyonun  bile yüzde 20 olduğu Türkiye’de bu rakamlar sektörü mahveder.

 

Dahası yukarıda bahsi geçen yapımcı-işletmeci anlaşmazlığına gelirsek önemli bir nokta daha var; indirimli biletler işletmeciye yarıyor ama yapımcı, bir anlamda üretici, yükselen maliyetler altında eziliyor. Nasıl mı?

 

Kaynak: TÜİK

 

Türkiye’nin 2018 yılı (kasım, aralık ayları hariç) toplam ithalatı 190 milyar 327 milyon 180 bin 522 dolar. 

 

2018 ithalat kalemlerinden (kasım, aralık ayları hariç) iki satıra dikkatinizi çekmek istiyoruz:

 

 

“Elektrikli makina ve cihazlar, ses kaydetme-verme, televizyon görüntü-ses kaydetme-verme cihazları, aksam-parça-aksesuarı” ile “Optik, fotoğraf, sinema, ölçü, kontrol, ayar, tıbbi, cerrahi alet ve cihazlar, bunların aksam, parça ve aksesuarı”.

 

Sinema ve televizyon sektörü ithalatının büyük kısmını kapsayan bu iki kalemin toplamı 18 milyar 46 milyon 89 bin dolar, bu rakam toplam ithalatın yüzde 9,86’sına eşit. 

 

Tablonun son satırında acı gerçek: Son 1 yılda yüzde 49 artan dolar kuru, özellikle yapımcılara ithalat tarafından binen yükü daha da arttırıyor. Döviz kurundaki artışın başta ulaşım olmak üzere sektörü ilgilendiren diğer başlıklardaki etkisinden bahsetmiyoruz bile. Üstelik sektör Dolar bazında bir önceki seneye göre yüzde 33 küçülmüş. 3 dilim pastadan 2 dilim kalmış, kenarını da fareler kemirmiş.

 

Türkiye’de Sinema Sezonu

 

Türkiye’de sinema sezonu eylülde başlayıp mayıs başında sona eriyor. Yaz aylarında korku filmlerinden başka bir Türk yapımını sinema salonunda izlemek pek mümkün değil.

 

Yapımcılar şöyle düşünüyor; ‘İzleyiciler, yaz aylarında tatildeler. Ayrıca kapalı alanlara girmek istemezler. Filmlerin gişesi büyük risk taşır.’

 

Sıkıntı Sadece Sinema’da mı?

 

Geçtiğimiz hafta bir haber daha düştü ki ekonomi alanındaki makro verilerdeki bozulmanın dizi ve televizyonculuk sektörünü de vurduğunun teyidi gibiydi:

 

“Ocak ayında TRT 1 dışında diğer tüm kanalların ortak bir kararla dizilerini yayınlamayacağı iddia ediliyor. Bu ani kararın nedeninin ise reklam verenlerle yeniden yapılacak anlaşmanın olduğu söyleniyor.”

 

Bitmedi; son dönemde kanal ve gazetelerin reklam gelirlerinin çok düştüğü köşe yazarlarınca dile getirilmiş, birçok ünlü gazete artan maliyetler sebebiyle yayın hayatını sonlandırarak online hâle gelmişti.

 

Yani sadece sinema değil; dizi, televizyon, gazete, dergi gibi tüm basın/yayın sektörü sıkıntılı bir durumda. Olayı sadece Mars Grup-Cem Yılmaz ya da Yılmaz Erdoğan tartışmasına indirmek “ormanı” görmenizi engeller.

 

Sonuç

 

Sinema sektörüne dönecek olursak elimizde, haftada ortalama 6 filmin vizyona girdiği ve filmlerin kendilerine güç bela yer buldukları, yükselen kur ve ithal girdiler sonucu artan maliyetler nedeniyle kazançların maliyetleri karşılamadığı, istenen kâr oranlarına ulaşılamayan bir sektör ile sektöre yılın belli döneminde hiç rağbet etmeyen bir tüketici  portföyü var. Yani eldeki pastadan herkese düşen pay giderek küçülüyor. Bize de sorunun en rasyonel şekilde çözülmesini temenni etmek kalıyor.

 

Görüldüğü gibi konu yine paylaşım ve pek çok sorun gibi para ile alakalı. Dolayısıyla Para Takipçisi takibe devam ediyor.

 

Bu arada…

 

Canı pasta isteyen var mı?