• ALTIN (TL/GR)
    446,91
    % -0,56
  • AMERIKAN DOLARI
    7,8569
    % 0,44
  • € EURO
    9,4298
    % 0,56
  • £ POUND
    10,5143
    % 0,85
  • ¥ YUAN
    1,1947
    % 0,35
  • РУБ RUBLE
    0,1033
    % 0,44
  • BITCOIN
    145720,591
    % 4,34
  • BIST 100
    1.328,73
    % -1,02

Peki Şimdi Ne Yapacağız?-23 Kasım 2020

Peki Şimdi Ne Yapacağız?-23 Kasım 2020

Havalar Güneşli

Piyasalarda, bilhassa Türk varlıklarda uzun zaman sonra kötü olmayan bir haber almanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bir süredir piyasa taleplerine kulak tıkayan ekonomi yönetimi, yeni bir dönemin başladığını duyurarak yabancı yatırımcıyı çekmeye yönelik ve jeopolitik riskleri azaltacak yeni bir yol haritası belirlediğini duyurdu.

Değişimin MB Başkanı Murat Uysal’ın görevden alınması ve  Hazine ve Ekonomi Bakanı Berat Albayrak’ın istifası ile başladığını söylemek yanlış olmaz. Ardından MB Başkanlığı görevine piyasa dostu ve daha önce bakan ile görüş ayrılıkları yaşadığı bilinen Naci Ağbal getirildi. Bakanlık görevine ise Lütfi Elvan. Elvan’ın görevlendirmeden daha önce haberi olmadığı da basına yansıdı.

Sadece görev değişiklikleri ile dahi TL, diğer para birimleri karşısında bariz değer kazandı. Sonrasında yapılan görevlendirmeler ve geçtiğimiz Perşembe yapılan 475 bp politika faiz arttırımı (tabelayı piyasaya uydurma) ile 8,53’ü gören Dolar/TL 7,52’ye kadar geldi. Tabii düzelen tek şey kur değildi.

Türkiye 2 yıllık tahvil getirisi %15’den 13’e, CDS primi (karar öncesi 558’di) 371’e kadar geldi. Borsa İstanbul’daki yükseliş niteliksel olarak sorunlu olsa da bu hafta tarihî kapanışlar haftasıydı. 30 Ekim’de 1110 seviyesine kadar gelen endeks 1322 (eski parayla 132 bin) seviyesinde işlem görüyor.

Dikkat çeken bir başka haber ise yıl başından sonra tahvilden hisseye Türk varlıklarındaki pozisyonlarını boşaltan yabancı yatırımcının 9-13 Kasım haftası 908 milyon dolarlık varlık alımı yapması oldu. Dolayısıyla Bist100’ün amiral gemisi olarak adlandırabileceğimiz bankacılık hisselerinde son bir ayda %30’lara yaklaşan yükselişler görüyoruz. Dolar şokundan dolayı iyice ucuzlayan tüm hisselerde, bilhassa yabancıların sevdiği Bist 30 hisselerinde yükselişler olası.

Bu Salı (17 Kasım) izlediğimiz düşüşün bizce kâr realizasyonu olduğunu belirtmekte fayda var.

ABD seçimlerinin netleşmesi ve özellikle Pfizer’dan ve Astra Zeneca’dan gelen %90 ve %95 etki oranlarına sahip olduğu paylaşılan aşı haberleri ile güvenli limanlara ve gelişmiş ülke piyasalarına kayan fonların gelişmekte olan ülkelere kayabileceği böyle bir dönemde, yukarıda saydığımız iyileştirmelerin zamanlamasının çok doğru olduğunu belirtelim.

Peki Buraya Nasıl Geldik?

Teknik ayrıntılardan ziyade anlaşılır bir dille izaha çalışalım. Hatırlanacağı gibi kurdaki yükselişi durdurmak için ekonomi yönetimi, son derece doğrudan düşünerek yabancının TL’ye ulaşımını kısıtlayan önlemler almıştı. Bunun sonucunda TL bulamayan Londra piyasasında önce TL gecelik faizleri fırlamış, ardından elinde açık TL pozisyonu bulunanlar yüksek maliyetler ödemek zorunda bırakılmış, bir nevi cezalandırılmışlardı. Kısa vadede TL’deki sert hareketi önleyen bu hamle sonunda yabancı yatırımcı TL ile işlem yapmayı bir anlamda bırakmış, öne swap piyasasında sonra da spot piyasada yabancı yatırımcı için TL bir yatırım aracı olmaktan çıkmıştı.

Yükselişi kısa vadede durdurduğu düşünülse de bilhassa yerliler beklentileri yönünde pozisyon almaya devam etmiş ve DTH hesapları bu süreçte rekor kırmıştı. (BDDK verilerine göre bankalardaki toplam YP mevduatı 13 Kasım itibarıyla 254 milyar dolar ile hâlâ rekor düzeyde, bireysellerin ve kurumsalların talebi devam ediyor.) Yani doların ateşi bir türlü düşmemişti.

Zira vatandaşın ve şirketlerin sürekli artan dolar talebi yanı sıra ülkenin içinde bulunduğu büyük bir iç/dış borç sarmalı denklemin sabitleri. Bu tablonun üstüne AB, süper güçlerle ve komşularla yaşanan görüş ayrılıkları gibi değişkenler de eklenince (S-400, Halkbank davası, F-35, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Suriye, Libya vd.) yabancı yatırımcının ülkeye bakışı kaçınılmaz olarak değişti.

Peki Ya Şimdi?

Bu bakışı değiştirmek için ekonomide yeni yüzleri gördükten sonra dün yapılan açıklamaları hep birlikte gördük. Ancak bu açıklamalar, yani kozmetik tedbirler tabloyu düzeltmeye yetecek mi?

Uzun zamandır TL’ye bakış açımız belli. Bu hale gelmemize neden olan önce görünen, sonra da kök nedenleri tespit ve tedavi etmeliyiz. Bu da sorunu doğru teşhis etmekten geçiyor.

“Görünen” nedenlerden birkaçını düzelttiğimizde, zaten bu sebeple dolarda yaşanan 7,50-8,50 hareketini geri almayı başardık. Hatırlanacağı gibi haziranda 6,85-7,00 arasına sıkışan dolar, MB’nin müdahale edecek doları kalmadığı anlaşılınca inanılmaz bir süratle 7,40’lı seviyelere gelmişti. Demek ki yapılacak ikinci iş boşalan rezervleri doldurmak, bunun için de MB’nin dolar alması, yani kuru kaçınılmaz olarak arttırması gerekiyor.

Bu hareketi yaparken de ekonomi yönetiminin piyasa dostu mesajlar vermeye devam etmesi önemli. Aslında burada tek yapılması gereken son 2 yıldır yapılanların geri alınması. Akla gelenleri sıralayacak olursak: 1- Bankaların dövize yaklaşmasını kısıtlamak için çıkarılan ve oranları arttırılan, geçtiğimiz günlerde tekrar düşürülen aktif rasyosunun kaldırılması 2- Zorunlu karşılıklara verilen teşvik uygulamasının sonlanması 3- Yabancıların TL’ye ulaşımını kısıtlayan swap kısıtlarının kaldırılması 4-TL Mevduatlara uygulanan stopaj oranları düşürülmüştü, devam edilmesi.

Bunları yapmak elbette önemli adımlar atmak demektir ancak reform değildir zira bu uygulamalar zaten bireyinden yabancılara son 2 senede dövize ulaşımın kısıtlanması için yapılan, serbest piyasa ilkelerine aykırı hareketlerdi.

Ancak bunlar yapıldıktan, yani çorba ve aperatifler bittikten sonra ana yemeğe geçebileceğiz.

Kök Sorunlar Ne Olacak?

Pek çok uzman çözümlere farklı isimler koyuyor: Mahfi Eğilmez’in IMF raporlarından görerek isim babalığını yaptığı “Yapısal Reform” tabiri genel kabul gördü. Tabii burada eğitimden anayasaya, hukuktan sosyal hayata pek çok öneri var.

Biz ise çok daha basit bir öneri sunacağız: Talep-arz dengesini sağlayalım. Türkiye’de başta devletin, sonra da vatandaşların, yani sizin bizim, TL dışında ne varsa (altın, dolar, euro vb.) almamızı/borçlanmamızın nedenlerini çözmek gerekiyor. Talep düşerse fiyat da düşmeyecek mi?

Söylemek, yapmaktan daha kolay tabii.