bodrum eskort silifke escort pozcu escort mut escort mezitli escort kızkalesi escort
Covid-19'dan Sonra Bizi Bekleyenler - Para Piyasası
  • ALTIN (TL/GR)
    1.042,46
    % -0,87
  • AMERIKAN DOLARI
    18,6265
    % -0,06
  • € EURO
    19,3087
    % -0,57
  • £ POUND
    22,3435
    % -1,01
  • ¥ YUAN
    2,5844
    % -0,53
  • РУБ RUBLE
    0,3042
    % -1,25
  • BITCOIN/TL
    301135,120
    % -2,03
  • BIST 100
    %

istanbul escort şişli escort antalya escort fatih escort taksim escort halkalı escort avcılar escort bursa escort beylikdüzü escort kadıköy escort mecidiyeköy escort izmir escort ataşehir escort ümraniye escort sefaköy escort beşiktaş escort zeytinburnu escort esenyurt escort nişantaşı escort ikitelli escort şirinevler escort bahçelievler escort küçükçekmece escort escort bayan bağcılar escort başakşehir escort bahçeşehir escort

Covid-19’dan Sonra Bizi Bekleyenler

Aşıyı FED bulmayacak

Dünkü yazımızda Covid-19 hastalığı ile mücadele eden insanlığın, devletler eliyle aldıkları parasal tedbirlerin, küresel bir ekonomik çöküşü engelleyip engelleyemeyeceğini tartışmış, özellikle FED’in ve diğer merkez bankalarının devasa destek/teşvik paketlerine ilk tepkilerin olumlu olduğuna değinmiştik.

İsterseniz bugün de bu virüsün uzun vadede neden olabileceği sorunlara değinelim.

Dün belirttiğimiz gibi virüsle mücadele, öncelikle tıp biliminin bir uğraşı. Bizler piyasa yorumcuları olarak sadece bunun bir uzantısı olan ekonomik etkileri üzerine kafa patlatıyoruz. Dolayısıyla Covid-19 ile mücadelede cephenin en önünde sağlık çalışanları var. Hal böyle olunca virüsle mücadelede iyi bir haber alacaksak FED’den, Trump’tan değil Dünya Sağlık Örgütünden ya da ilaç firmalarından, sağlık bakanlıklarından alacağız.

Hep söylediğimiz gibi: Aşıyı FED bulmayacak.

Daha da acısı FED ve diğer merkez bankalarının aldıkları tedbirler ve teşvik paketleri finans piyasalarını, yani paradan para kazananların beklentilerini, ve algıyı değiştirmeye yönelik hamleler.

Ancak virüsle mücadelede, insan (yani tüketici) hareketlerini kısıtlamak üzerine bir hareket tarzı belirlendi. Bunda amaç, bulaşıcılığı asgari düzeye indirmek. Doğal olarak tüketicinin hareket etmediği, yani tüketmediği bir düzen önce hizmet sektörünü ve tüketim malzemelerinin üretildiği imalat sektörünü vuruyor. Birkaç sektör dışında tabii: Gıda, temizlik malzemeleri üreticileri vb.

İkinci Dalga Reel Sektöre Çarpacak

Yani darbeyi bu saatten sonra hissetmeye başlayacaklar paradan para değil, doğrudan para kazananlar. Çünkü insanların dışarı yemek yemeğe çıkmadığı, kahve içmediği, eğlenmediği bir düzende bu faaliyetlerden para kazananların gelirleri düşüyor/sıfırlanıyor, bu işletmeler çalışanlarını güçleri yeterse ücretli (tabii nereye kadar), yetmezse de ücretsiz izne çıkarıyorlar. Çok zor durumda olanlar da geçici/temelli işten çıkarıyorlar ki sigorta primi bile yatıramayacağı için. 

Burada kimseyi suçlamak amacında değiliz; ideolojik olarak söyleyecek olursak “kapitalist düzen”de genel anlamda eleştirilen husus, gelir dağılımı eşitsizliğidir ancak gelirin olmadığı bir ortamda neyi dağıtacağız?

Hayatta kalmaya çalışan işletmeler, yapabilecekleri tüm kesintileri yapacaklar/yapmalılar. Zaten bu aşamada devreye kamu destek/teşvik paketleri giriyor ve “olmayan paralar” iş verene ya da doğrudan çalışanlara veriliyor ki herkes hayatını insan onuruna yaraşır şekilde devam ettirebilsin.

Ancak burada bir sorun var: Devletler bu destekleri gerçekten ihtiyacı olanlara nasıl verecek, tam adresine nasıl ulaştıracaklar? ABD’de hazırlanan ve 2 trilyon dolar’ı bulması planlanan paket örneğin bu sorun üzerine bir türlü geçirilememişti. “Patronları mı kurtaracağız, yoksa çalışanları mı?” sorusu sadece Türkiye’de açıklanan ve 100 milyar TL’yi bulan destek paketin paylaşılması konusunda eleştiri konusu olmadı, bunu tüm devletler tartışıyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da ideal çözümü bulamayacağız.

Kaynaklar ideal şekilde kullanılamadığından da işletmeler en kolay/maliyet azaltan yola gidip çalışanların işine son verecekler. Gelirler, istihdam rakamları, gelir dağılımı eşitsizliği, büyüme rakamları, cirolar, kârlar düşecek; insanlar daha az kazanıp ya da işlerinden olup daha az harcayacak, uygun verilen krediler kriz anında bir çıkış yapsa da hemen sonra düşmeye başlayacak. Bu kısır döngü, helikopter para ve sınırsız kredi metotlarıyla kırılmaya çalışılsa da enflasyon ile yükselen kur ve maliyetler gibi başka etkenler işlerinden rayına girmesini engelleyecek. Ekonominin iyileşmeye bırakılması gerekecek bir süre. 

Türkiye İçin Asıl Sorun

Buraya kadar anlattıklarımız hemen hemen tüm ülkelerin ilerleyecekleri bir patika. Yol işte bundan sonra çatallanıyor. Çünkü sınırsız para basma ve bu parayı etkin kullanma gücü olan FED gibi kurumlar da var, var olması için küresel anlamda geçer akçelere ihtiyaç duyan Türkiye gibi ülkeler de.

Dolayısıyla FED’in bastığı bir dolar ile Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının (TCMB) bastığı bir liranın gücü aynı değil. Kısa vadede piyasaya likidite sağlanması, işten çıkarmaların önüne geçilmesi/işverenlerin desteklenmesi için en doğru ve mümkün adım para basıp dağıtmak olsa da orta vadede önce enflasyon ardından faizler (tüketici, mevduat, ticari vb.) yükselecek; işsizlik rekor seviyelere gelecektir. Bu noktada düşük iç talep, enflasyonun yükselmesini bir nebze kompense edebilir.

Bütün dünya bu virüse hazırlıksız yakalandı, evet. Ama zaten durumu iyi olmayanlar da vardı.

Türkiye’de durum kısaca şöyleydi: Zor bir yılı geride bırakılmış, İstanbul seçimlerinin iptali ile zıplamış kur ve maliyet şoku yeni atlatılmış, Suriye’de ulusal güvenliğimiz için icra edilen operasyonlara uluslararası camiadan gelen tepkiler ve bu tepkilerin makroekonomik göstergeler üzerindeki etkileri yeni yok olmaya başlamış, borsa Kasım’dan sonra ralliye başlamış, enflasyon yüzde 12 (nasıl olduğu konusunda tartışmalar var), toplam dış borç stoku 433 milyar dolar, cari açık durgun bir seneden sonra başa baş gelmiş, kredi/mevduat oranı yüzde 103. Yani zaten çok kötü bir yılı geride bırakmakla kalmamış, gelişmekte olan ülkelerden bile negatif ayrışmış durumdaydık.

Üzerine küresel anlamda herkesi belki de tarihte hiçbir krizin sokmadığı kadar zor duruma sokacak Covid-19 virüsü ise kafayı biraz kaldıralım derken ekonomiyi çok daha kötü bir hale getirecek.

Bu kısır döngü, çeşitli maliye ve para politikaları (daha çok maliye) ile kırılmaya çalışılsa da enflasyon ile yükselen kur ve maliyetler gibi başka etkenler işlerinden rayına girmesini engelleyecek ve 2013’den beri düşürüyoruz dediğimiz her şey yükselip yükselen her şey düşecek. Kriz döneminde kullanılan kaynakların, vatandaşlar tarafından ödenmesi gerekecek, bunlar da artan ya da sıfırdan konulan vergiler demek olacak.

Sonuç

Felaket senaryosu yazılsaydı böyle yazılırdı herhâlde ama kanaatimizce anlatılanlar birinci ve güçlü senaryomuz.

İkinci senaryoyu ise sanırız size herkes söyler. Alınan tedbirler çok ve hızlı şekilde işe yarar ve ticari faaliyetleri, halk sağlığının önüne koyan liderler ağır basarsa iki çeyreklik bir resesyondan sonra işleyiş kaldığı yerden devam eder. Ölüm sayıları artsa da ticari aktiviteler hızlanacağından mali kayıplar ilk senaryoya göre kısıtlı kalır.

FED 2008’de olduğu gibi gücü yeten herkesi kurtarır.

Bakalım, gelecek günler bize neler getirecek?

Not: Alınan tedbirlerin hiçbiri, insan hayatından  önemli değildir. Bu yüzden para basmak, sınırsız tahvil alımları, piyasaya karşılıksız fon sağlamak gibi normalde aşırı sakıncalı ve yeni balonlar oluşturabilecek bu uygulamalar bile bu süreçte mübahtır. Kurtarılacak her can için enflasyon, daralma, resesyon sadece ayrıntıdır.

YORUMLAR YAZ